
Son günlerde internet ortamında sık sık dolaşan bir yazı var. Muhakkak gözünüze ilişmiştir bir yerlerde. “Bir kadını ağlatmak” başlığı altında yazılan metinde bir kadını ağlatmadan önce erkeklerin iyi düşünmesi önerilir ve ağlayan kadının gözyaşlarının ne kadar kıymetli olduğunu savunulur. Peki, gerçek anlamda kadının gözyaşı bu kadar değerli midir acaba?
Düşününce bana o kadar da değerli gelmiyor aslında. Bir kadın olmama rağmen konuya tarafsız gözle baktığımda kadınların ağlamak için çok da zorlanmadıklarını görüyorum. İstediğini elde etmek için yalancı yaşlar döken kadınları bir köşeye koysak bile olur olmaz her şeye ağlayan kadınlar zaman içinde inandırıcılıklarını kaybettiklerinin farkında bile değiller.
Oysa erkekler böyle mi? Bir an düşünün kaç tane ağlayan erkek gördünüz bugüne kadar? Erkek kolay kolay ağlamaz, hatta bazıları hiç ağlamaz. Eğer bir erkek ağlıyorsa, canı gerçekten yanmıştır, kalbi derinden acımıştır. Erkekler, birilerini bir şeylere inandırmak için ağlamazlar. Ortada gerçekten ağlamaya, gözyaşı akıtmaya değer bir şey varsa ağlarlar ve mümkünse bunu da kimsenin yanında yapmazlar. Bu da onların gözyaşlarını daha değerli kılıyor benim gözümde.
Bu sebeple; olur olmaz her şeye ağlayan bir kadının gözyaşındansa, gerçek anlamda acıyı hissettiğinde ağlayan bir erkeğin gözyaşını tercih ederim. Onlar daha değerlidir benim gözümde.

“Hep aklımdasın, çok düşünüyorum seni, seninle konuşuyorum, senin o yabancı, siyah saçlı başını ellerimin arasına alıyorum, göğsündeki taşları itmek, karanfilli ellerini serbest bırakmak ve şarkı söylediğini duymak istiyorum. Durup dururken seni daha şiddetli düşünmeme yol açacak bir şey yaşamadım. Her şey eskisi gibi, işim var, başarılıyım, çevrem nedense erkeklerle sarılı ama bana pek bir şey ifade etmiyor bu: Sen, güzellik ve hüzün, akıp giden günlerin üzerine dağılıyor.”
Ingeborg Bachmann ‘ ın Paul Celan ‘a 1949 da yazdığı bu aşk mektubunu okuyunca şimdiki aşklar çok yavan geldi gözüme.
Binlerce kilometrelik mesafe yıllarca engel olamamış bu aşka. Oysa şimdi iki gün görüşmeyince unutulan büyük aşklar dönemi yaşanıyor.
Düşünmeden edemiyorum neden aşkı bu derece hoyrat kullandık biz? Neden ona hak ettiği değeri veremedik, yerlerde sürükledik, ayaklar altına aldık? Ve neden şimdi herkesin dudaklarında “gerçek aşk kalmadı artık” cümlesi özlemle dolaşıyor?
Kalp Zamanı Mektuplar… Okuyun özleminiz çoğalsın.
A.Kgil

Bugün anladım ki insan zor zamanında yanında dost bildiğini, can dediğini istiyor. Özele girmeden genelden gidersek eğer; hayatımızda öyle anlar vardır ki ne kadar güçlü olsak da yanımızda değer verdiğimiz biri olsun isteriz. Kurulan üç saniyelik göz teması size kaybettiğiniz gücü yeniden yükler. Bu kişi bazen en yakın dostunuz olur bazen anneniz veya babanız bazen de kardeşiniz olur.
Çoğu zaman kendimi ablamdan daha güçlü hissederdim. O her zaman naif ve kırılgan olmuştu benim gözümde. Anladım ki o yumuşaklığının altında güçlü bir kalbi varmış. Gerginliğin ve belirsizliğin getirdiği korku ile gözümden birkaç damla yaş süzülürken kolunu uzatıp beni göğsüne çektiğinde “ben yanındayım, korkma” der gibiydi. Var olma sebebini ortaya koymuştu. O bir ablaydı, ben ise küçük kardeş.
Ağlayayım mı yoksa şaşırayım mı bilemedim. Hani bendim güçlü kardeş? Hani bendim ağlayana mendil uzatan ama asla ağlamayan? Demek ki ne kadar güçlü olsak da herkesin zor zamanı oluyormuş. Ve ben şanslıyım ki o zor zaman da ablam yanımdaydı.
Yine bugün anladım ki; can dostum sandıklarım aslında iyi gün dostuymuş. Bahsedilen dostluk sadece günlük muhabbet ya da rakı masası sohbeti olmaktan ibaretmiş. Bir telefon açıp “ nasıl oldun?” diye sormak meğer çok zor bir şeymiş. Belirtmek de fayda var, bu yazının amacı sitem değildir. Bana göre sitem; aciz insanların tercih ettiği bir yoldur. Ben sadece dost sanılanın üzeri basıp, hak edeni bir basamak yukarı taşımak istedim.
Yanımda olduğun için teşekkürler güzel insan.
Zor zamanlarda yalnız kalmamak dileğiyle.
A.Kgil

İzlediniz mi Zeki Demirkubuz‘un Yazgı filmini? Ya da şöyle sorayım; okudunuz mu Albert Camus’un Yabancı adlı romanını? Bir romanın katlediliş öyküsü bu film. Önemli cümlelerin birebir (ç)alıntı yapıldığı, telif hakkı korkusundan filmin son bölümünde saçmalıkların kol gezdiği bir film olmuş. Oysaki ben Zeki bey’in bazı filmlerini beğeni ile izlemiş bir filmkoliğim. Mesela İtiraf,Üçüncü sayfa ve Kader filmleri oldukça başarılı olmasına rağmen Yazgı filminde son derece başarısız buldum kendisini. Yönetmenliğin kötü olması bir yana başrol için seçilen oyuncunun yetersizliği de bir o kadar kötü etkilemiş filmi.
Read the rest of this entry »

İlişkiler üzerine yazı yazmak zor zanaattır. Çünkü her ilişkini kendine göre bir yaşanış şekli vardır. İlişkiyi oluşturan kişilerin karakterlerine göre belirlenen bu şekil bazen dışarıdan bakıldığında çok karmaşık gelse de onlar için son derece olağandır. Bazen de öyle durumlar yaşanır ki ilişkiyi yaşayan kişiler bile anlayamazlar ne tür bir karmaşanın içinde olduklarını. İşte bu gibi durumlarda git demeyi ya da kal demeyi bilmek gerekir. Peki, nedir bu karmaşık durumlar?
Read the rest of this entry »