<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yabancıdan Haberler</title>
	<atom:link href="http://www.yabancidanhaberler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yabancidanhaberler.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Jul 2010 08:49:25 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>BİR ERKEĞİ AĞLATMAK</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/bir-erkegi-aglatmak.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/bir-erkegi-aglatmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 07:40:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[DENEME]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ağlayan erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[gözyaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[
Son günlerde internet ortamında sık sık dolaşan bir yazı var. Muhakkak gözünüze ilişmiştir bir yerlerde. &#8220;Bir kadını ağlatmak&#8221; başlığı altında yazılan metinde bir kadını ağlatmadan önce erkeklerin iyi düşünmesi önerilir ve ağlayan kadının gözyaşlarının ne kadar kıymetli olduğunu savunulur. Peki, gerçek anlamda kadının gözyaşı bu kadar değerli midir acaba?
Düşününce bana o kadar da değerli gelmiyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/07/erkek-cry1-aglar2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-88" title="erkek-cry1-aglar" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/07/erkek-cry1-aglar2.jpg" alt="" width="244" height="260" /></a></p>
<p>Son günlerde internet ortamında sık sık dolaşan bir yazı var. Muhakkak gözünüze ilişmiştir bir yerlerde. &#8220;Bir kadını ağlatmak&#8221; başlığı altında yazılan metinde bir kadını ağlatmadan önce erkeklerin iyi düşünmesi önerilir ve ağlayan kadının gözyaşlarının ne kadar kıymetli olduğunu savunulur. Peki, gerçek anlamda kadının gözyaşı bu kadar değerli midir acaba?</p>
<p>Düşününce bana o kadar da değerli gelmiyor aslında. Bir kadın olmama rağmen konuya tarafsız gözle baktığımda kadınların ağlamak için çok da zorlanmadıklarını görüyorum. İstediğini elde etmek için yalancı yaşlar döken kadınları bir köşeye koysak bile olur olmaz her şeye ağlayan kadınlar zaman içinde inandırıcılıklarını kaybettiklerinin farkında bile değiller.</p>
<p>Oysa<strong> erkekler</strong> böyle mi? Bir an düşünün kaç tane ağlayan erkek gördünüz bugüne kadar? Erkek kolay kolay ağlamaz, hatta bazıları hiç ağlamaz. Eğer bir erkek ağlıyorsa, canı gerçekten yanmıştır, kalbi derinden acımıştır. Erkekler, birilerini bir şeylere inandırmak için ağlamazlar. Ortada gerçekten ağlamaya,<strong> gözyaşı</strong> akıtmaya değer bir şey varsa ağlarlar ve mümkünse bunu da kimsenin yanında yapmazlar. Bu da onların gözyaşlarını daha değerli kılıyor benim gözümde.</p>
<p>Bu sebeple; olur olmaz her şeye ağlayan bir kadının gözyaşındansa,  gerçek anlamda acıyı hissettiğinde ağlayan bir erkeğin gözyaşını tercih ederim. Onlar daha değerlidir benim gözümde.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/bir-erkegi-aglatmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp Zamanı</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/kalp-zamani.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/kalp-zamani.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 11:02:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ingeborg Bachmann]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Celan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[
“Hep aklımdasın, çok düşünüyorum seni, seninle konuşuyorum, senin o yabancı, siyah saçlı başını ellerimin arasına alıyorum, göğsündeki taşları itmek, karanfilli ellerini serbest bırakmak ve şarkı söylediğini duymak istiyorum. Durup dururken seni daha şiddetli düşünmeme yol açacak bir şey yaşamadım. Her şey eskisi gibi, işim var, başarılıyım, çevrem nedense erkeklerle sarılı ama bana pek bir şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/05/Resim-040.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-79" title="Resim 040" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/05/Resim-040-194x300.jpg" alt="" width="194" height="300" /></a></p>
<p>“Hep aklımdasın, çok düşünüyorum seni, seninle konuşuyorum, senin o yabancı, siyah saçlı başını ellerimin arasına alıyorum, göğsündeki taşları itmek, karanfilli ellerini serbest bırakmak ve şarkı söylediğini duymak istiyorum. Durup dururken seni daha şiddetli düşünmeme yol açacak bir şey yaşamadım. Her şey eskisi gibi, işim var, başarılıyım, çevrem nedense erkeklerle sarılı ama bana pek bir şey ifade etmiyor bu: Sen, güzellik ve hüzün, akıp giden günlerin üzerine dağılıyor.”<br />
<strong>Ingeborg Bachmann</strong> ‘ ın <strong>Paul Celan</strong> ‘a  1949 da  yazdığı bu aşk mektubunu okuyunca şimdiki aşklar çok yavan geldi gözüme.<br />
Binlerce kilometrelik mesafe yıllarca engel olamamış bu aşka. Oysa şimdi iki gün görüşmeyince unutulan büyük aşklar dönemi yaşanıyor.<br />
Düşünmeden edemiyorum neden aşkı bu derece hoyrat kullandık biz? Neden ona hak ettiği değeri veremedik, yerlerde sürükledik, ayaklar altına aldık? Ve neden şimdi herkesin dudaklarında “gerçek aşk kalmadı artık” cümlesi özlemle dolaşıyor?<br />
<strong>Kalp Zamanı</strong> <strong>Mektuplar</strong>&#8230; Okuyun özleminiz çoğalsın.<br />
A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/kalp-zamani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZOR ZAMANDA</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/zor-zamanda.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/zor-zamanda.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 18:56:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[yabancıdan haberler]]></category>
		<category><![CDATA[zor zamanda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[
Bugün anladım ki insan zor zamanında yanında dost bildiğini, can dediğini istiyor. Özele girmeden genelden gidersek eğer; hayatımızda öyle anlar vardır ki ne kadar güçlü olsak da yanımızda değer verdiğimiz biri olsun isteriz. Kurulan üç saniyelik göz teması size kaybettiğiniz gücü yeniden yükler. Bu kişi bazen en yakın dostunuz olur bazen anneniz veya babanız bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/04/aglayan_insan_resimleri.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-38" title="aglayan_insan_resimleri" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/04/aglayan_insan_resimleri.jpg" alt="" width="445" height="398" /></a></p>
<p>Bugün anladım ki insan zor zamanında yanında dost bildiğini, can dediğini istiyor. Özele girmeden genelden gidersek eğer; hayatımızda öyle anlar vardır ki ne kadar güçlü olsak da yanımızda değer verdiğimiz biri olsun isteriz. Kurulan üç saniyelik göz teması size kaybettiğiniz gücü yeniden yükler. Bu kişi bazen en yakın dostunuz olur bazen anneniz veya babanız bazen de kardeşiniz olur.</p>
<p>Çoğu zaman kendimi ablamdan daha güçlü hissederdim. O her zaman naif ve kırılgan olmuştu benim gözümde. Anladım ki o yumuşaklığının altında güçlü bir kalbi varmış. Gerginliğin ve belirsizliğin getirdiği korku ile gözümden birkaç damla yaş süzülürken kolunu uzatıp beni göğsüne çektiğinde “ben yanındayım, korkma” der gibiydi. Var olma sebebini ortaya koymuştu. O bir ablaydı, ben ise küçük kardeş.</p>
<p>Ağlayayım mı yoksa şaşırayım mı bilemedim. Hani bendim güçlü kardeş? Hani bendim ağlayana mendil uzatan ama asla ağlamayan? Demek ki ne kadar güçlü olsak da herkesin zor zamanı oluyormuş. Ve ben şanslıyım ki o zor zaman da ablam yanımdaydı.</p>
<p>Yine bugün anladım ki; can dostum sandıklarım aslında iyi gün dostuymuş. Bahsedilen dostluk sadece günlük muhabbet ya da  rakı masası sohbeti olmaktan ibaretmiş. Bir telefon açıp “ nasıl oldun?” diye sormak meğer çok zor bir şeymiş.  Belirtmek de fayda var, bu yazının amacı sitem değildir. Bana göre sitem; aciz insanların tercih ettiği bir yoldur. Ben sadece dost sanılanın üzeri basıp, hak edeni bir basamak yukarı taşımak istedim.</p>
<p>Yanımda olduğun için teşekkürler güzel insan.</p>
<p>Zor zamanlarda yalnız kalmamak dileğiyle.</p>
<p>A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/zor-zamanda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeki Demirkubuz Ve Yazgı</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/zeki-demirkubuz-ve-yazgi.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/zeki-demirkubuz-ve-yazgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 12:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[itiraf]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[üçüncü sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[yazgı filmi]]></category>
		<category><![CDATA[zeki demirkubuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[


İzlediniz mi Zeki Demirkubuz&#8216;un Yazgı filmini? Ya da şöyle sorayım; okudunuz mu Albert Camus&#8217;un Yabancı adlı romanını? Bir romanın katlediliş öyküsü bu film. Önemli cümlelerin birebir (ç)alıntı yapıldığı, telif hakkı korkusundan filmin son bölümünde saçmalıkların kol gezdiği bir film olmuş. Oysaki ben Zeki bey&#8217;in bazı filmlerini beğeni ile  izlemiş bir filmkoliğim. Mesela İtiraf,Üçüncü sayfa ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/04/yazgiii.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-70" title="yazgiii" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/04/yazgiii.jpg" alt="" width="454" height="640" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İzlediniz mi <strong>Zeki Demirkubuz</strong>&#8216;un<strong> Yazgı filmi</strong>ni? Ya da şöyle sorayım; okudunuz mu Albert Camus&#8217;un Yabancı adlı romanını? Bir romanın katlediliş öyküsü bu film. Önemli cümlelerin birebir (ç)alıntı yapıldığı, telif hakkı korkusundan filmin son bölümünde saçmalıkların kol gezdiği bir film olmuş. Oysaki ben Zeki bey&#8217;in bazı filmlerini beğeni ile  izlemiş bir filmkoliğim. Mesela <strong>İtiraf</strong>,<strong>Üçüncü sayfa</strong> ve <strong>Kader</strong> filmleri oldukça başarılı olmasına rağmen Yazgı filminde son derece başarısız buldum kendisini. Yönetmenliğin kötü olması bir yana başrol için seçilen oyuncunun yetersizliği de bir o kadar kötü etkilemiş filmi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-32"></span></p>
<p>Sanıyorum ısrarla &#8220;Yabancı&#8221; romanından yola çıkarak bir film yapılmak istenmiş ama telif hakları yasasından mıdır nedir konu ilerledikçe Türk motiflerine bürünmüş olan film vurucu olacağı ümit edilerek çekilmiş son sahnelerdeki savcı ile görüşme bölümünde sıkıcılık tepe noktaya ulaşmış. Vurdumduymaz bir adam ancak bu kadar vurdumduymaz bir şekilde ifade edilebilirdi sanırım. Yer yer romandan (ç)alınan cümleler ile süslenmeye çalışılsa da yetersiz ve sıkıcı diyaloglar sona yaklaştıkça zorla izletiyor filmi.</p>
<p>Bu yazıyı yazmadan önce haksızlık olmasın diye kendi internet sitesinden araştırdım Zeki Demirkubuz&#8217;u. Siyasal görüşü sebebiyle bir dönem hapis yatan Zeki Bey o günlerinde bolca kitap okumuş. Dostoyevski ve diğer önemli yazarların kitaplarını okuyarak sanırım ilerde çekmeyi hayal ettiği filmlere senaryo temelleri hazırlamış. Cezasını çektikten sonra üniversite de bilişim fakültesinde sinema bölümünde okumuş ve yönetmen asistanlığından sonra kendi yazdığı senaryoları çekmek üzere piyasaya salmış kendini. Hatta bir filmde hem yazarım hem oynarım şeklinde bir iddiada bulunmuş. Ne derece başarılı olmuş o da ayrı bir yazı konusu elbette.</p>
<p>Sonuç olarak benim diyeceğim şu ki; bir film çekmek uğruna gerçek anlamda sanat eseri olmuş, hatta nobel ödülü almış eserleri hırpalamamak lazım. Varolan dan yola çıkmak yerine sıfırdan bir şey üretip yapılmış eserleri bozmamak gerekir.</p>
<p>A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/genel/zeki-demirkubuz-ve-yazgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GİT DEMEK Mİ ZOR, KAL DEMEK Mİ?</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/deneme/git-demek-mi-zor-kal-demek-mi.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/deneme/git-demek-mi-zor-kal-demek-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 18:52:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[AŞK]]></category>
		<category><![CDATA[DENEME]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[telafi]]></category>
		<category><![CDATA[yabancıdan haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[
İlişkiler üzerine yazı yazmak zor zanaattır. Çünkü her ilişkini kendine göre bir yaşanış şekli vardır. İlişkiyi oluşturan kişilerin karakterlerine göre belirlenen bu şekil bazen dışarıdan bakıldığında çok karmaşık gelse de onlar için son derece olağandır. Bazen de öyle durumlar yaşanır ki ilişkiyi yaşayan kişiler bile anlayamazlar ne tür bir karmaşanın içinde olduklarını. İşte bu gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/hnads_copy.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-43" title="hnads_copy" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/hnads_copy-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /></a></p>
<p>İlişkiler üzerine yazı yazmak zor zanaattır. Çünkü her ilişkini kendine göre bir yaşanış şekli vardır. İlişkiyi oluşturan kişilerin karakterlerine göre belirlenen bu şekil bazen dışarıdan bakıldığında çok karmaşık gelse de onlar için son derece olağandır. Bazen de öyle durumlar yaşanır ki ilişkiyi yaşayan kişiler bile anlayamazlar ne tür bir karmaşanın içinde olduklarını. İşte bu gibi durumlarda git demeyi ya da kal demeyi bilmek gerekir. Peki, nedir bu karmaşık durumlar?</p>
<p><span id="more-29"></span><br />
Kişilerden biri diğerini kasıtlı olmadan kırmışsa, beklentilerini karşılayamıyorsa, onu sevdiği halde çevresinde rahatsız olduğu şeyler varsa, sıkıldığı halde ilişkiye devam ediyorsa, yeni bir aşka tutulduysa ve bunlara benzer yüzlerce durum sayabiliriz. Bazı durumlar vardır bilmeden karşımızdakini kırarız ve bunu anladığımızda <strong>telafi</strong> edeceğimizi biliriz. Ama gurur dediğimiz <strong>şeytan </strong>devreye girdiği için çoğu zaman kalabilecek kişi giderken kal demeyiz. Ya da öyle durumlar olur ki asla değişemeyeceğimizi bildiğimiz halde gitmek isteyen kişiye değişeceğim sözü verip kal deriz.<br />
Bazen de sadece o kişiye ihtiyaç duyduğumuz için, varlığından beslendiğimiz için kal deriz. Oysaki gitmesi her iki taraf için de belki de en doğrusu olacaktır ama o zaman da bencilliğimiz devreye girer ve kalp kırarız.<br />
Kişi kendini ne kadar iyi tanırsa yaşadığı ilişkiler de o derece başarılı olacaktır. Ama maalesef bizler kendimizi bile tanımadan hayatımıza onlarca insan sokup onları tanımaya çalışırız. Çelişkinin başlangıç noktası budur belki. Sevgisine güvenip tekrar tekrar kırdığımız insanlar gün gelip de “yeter artık” dediğinde gerçeklerle karşılaşsak bile iş işten geçmiştir artık. İşte o noktada “gitme artık kırmayacağım” demek abesle iştigal olsa da bundan vazgeçmeyiz. O noktaya gelindiğinde kırdığımız kişinin insafına sığınıp beklemekten başka çaremiz yoktur. Gerçekten akıllandık mı yoksa bu bir alışkanlık mı bunu gösterme zamanı gelmiştir. Beklemek zordur evet, ama sevgiyi ispatlamak da zordur. Ne dersiniz?<br />
A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/deneme/git-demek-mi-zor-kal-demek-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÖNME</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/siir/donme.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/siir/donme.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 18:47:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[dönme]]></category>
		<category><![CDATA[yabancıdan haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[
Sevgisizlik bir bir içine işlese de,
Bensizlik yüreğine tak etse de,
Tutmadığın sözler geceleri rahatsız etse de,
Sakın af dilemek için bana dönme.
Kabul ederim diye yüzsüzlük etme,
Söylediğin acı sözleri hiçbir zaman reddetme,
İçin sıkışıp ölümü hissetsen bile,
Sakın af dilemek için bana dönme.
Yıllar geçip arzuların devam etse bile,
O da beni özlemiştir diye düşünsen bile,
Kalbimi dağlayıp gittiğini unutsan bile,
Sakın af dilemek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/aglayan-kadin11.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-74" title="aglayan-kadin[1]" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/aglayan-kadin11-213x300.jpg" alt="" width="213" height="300" /></a></p>
<p>Sevgisizlik bir bir içine işlese de,<br />
Bensizlik yüreğine tak etse de,<br />
Tutmadığın sözler geceleri rahatsız etse de,<br />
Sakın af dilemek için bana dönme.</p>
<p>Kabul ederim diye yüzsüzlük etme,<br />
Söylediğin acı sözleri hiçbir zaman reddetme,<br />
İçin sıkışıp ölümü hissetsen bile,<br />
Sakın af dilemek için bana dönme.</p>
<p>Yıllar geçip arzuların devam etse bile,<br />
O da beni özlemiştir diye düşünsen bile,<br />
Kalbimi dağlayıp gittiğini unutsan bile,<br />
Sakın af dilemek için geri dönme.</p>
<p>Gün gelip de evlenip, çoluk çocuğa karışırsan,<br />
Düşünme sakın o da mutlu mu diye,<br />
Hiçbir zaman unutma verdiğin acıları,<br />
Hala beklerim diye sakın bana dönme.</p>
<p>11/11/1991</p>
<p>A.Kgil</p>
<p>NOT: Sevgili dostlar eski notlarımı karıştırırken 20 yıl önce yazılmış sararmış bir kağıtta bekleyen şiirimi buldum, sizlerle paylaşmak istedim. Üzerinde en ufak bir oynama yapmadan bulduğum şekliyle yayınlıyorum, imla ve anlam hataları hoş görüle…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/siir/donme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HUZUR</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/deneme/huzur.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/deneme/huzur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 18:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[DENEME]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[yanabcıdan haberler]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[
Sonunu görmediğim bir yolda tek başıma yürüyorum. Yol boyunca dizilmiş ağaçlar patikanın ortasına doğru eğilmiş, yolu kapatmışlar. Her adımımla birlikte bir çift ağaç yukarı doğru kalkıyor.  Yeşil yapraklı dalların arasından süzülen güneş ışıkları ileride saklanan aydınlığın habercisi.
Benzer karanlık yollardan birçok kez yürüdüm. Ama bu yolda yürürken daha önce hissetmediğim bir duygu var içimde. Hoş bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/orman.jpeg"><img class="alignright size-full wp-image-50" title="orman" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/orman.jpeg" alt="" width="109" height="133" /></a></p>
<p>Sonunu görmediğim bir yolda tek başıma yürüyorum. Yol boyunca dizilmiş ağaçlar patikanın ortasına doğru eğilmiş, yolu kapatmışlar. Her adımımla birlikte bir çift ağaç yukarı doğru kalkıyor. <strong> Yeşil</strong> yapraklı dalların arasından süzülen güneş ışıkları ileride saklanan aydınlığın habercisi.<br />
Benzer karanlık yollardan birçok kez yürüdüm. Ama bu yolda yürürken daha önce hissetmediğim bir duygu var içimde. Hoş bir melodi tutturmuş kuş sesleri, adımlarımı belli bir ritimle takip ediyor.<br />
Çatallanan yolda birisi bekliyor. Yol ayrımına geldiğimde göz göze geliyoruz, gülümsüyor ve sessizce elini uzatıp bekliyor.<br />
Hiç konuşmuyor ama elimi sımsıkı tutuyor. Adımlarımız yavaş. Konuşa konuşa yürüyen iki <strong>sevgili</strong> gibiyiz uzaktan bakıldığında.<br />
Ardı ardına açılan yeşil yapraklı dalların sonunda önümüzde masmavi bir deniz beliriyor. Kumsala ulaşıp ayaklarımız sıcak kumlarla birleştiği vakit yol göstericim elimi sıkarak yüzüme bakıyor. Yüzünde beliren ifade; mutluluk. Gülümsüyorum. Ve gökyüzünden pembe bir güvercin geçiyor…</p>
<p>A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/deneme/huzur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LÜTFÜ AMCA VE BEN</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/oyku/22.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/oyku/22.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 18:41:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[çingene]]></category>
		<category><![CDATA[yabancıdan haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[
Ben dokuz yaşımdayken ederim 10 lira idi. Nerden mi biliyorum? Babam beni 10 liraya sattı. Ondört kardeşin sondan üçüncüsüydüm ben. Parasızlık tak edince babamın canına, anamın gözyaşları arasında bir inşaat çavuşuna verildim güzel hayallerle. Ama o da büyük şehirde çingenelere sattı beni. İri yapılı bir çocuktum. 10 yaşıma girdiğimde 14 gibi görünüyordum. Dilenci yapacaklardı beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/dede.jpeg"><img class="alignright size-full wp-image-45" title="dede" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/dede.jpeg" alt="" width="101" height="128" /></a></p>
<p>Ben dokuz yaşımdayken ederim 10 lira idi. Nerden mi biliyorum? Babam beni 10 liraya sattı. Ondört kardeşin sondan üçüncüsüydüm ben. Parasızlık tak edince babamın canına, anamın gözyaşları arasında bir inşaat çavuşuna verildim güzel hayallerle. Ama o da büyük şehirde<strong> çingene</strong>lere sattı beni. İri yapılı bir çocuktum. 10 yaşıma girdiğimde 14 gibi görünüyordum. Dilenci yapacaklardı beni ama çok iri olduğum için kâğıt toplama işine verdiler. Uzun süre hangi şehirde olduğumu bilmeden çöpleri dolaştım, kâğıt topladım.</p>
<p><span id="more-22"></span><br />
Sabahın erken saatlerinde başlar, gece çöp kamyonları çıkana kadar dolaşırdık Kömür’le beraber bütün çöpleri. Kömür yanımdan hiç ayrılmaz gece bile yanıma kıvrılıp uyurdu. Bir öğleden sonra çöplerini karıştırdığımız apartmanın kapısından 3 büyük karton kutu çıkardılar. İçleri kitap defter doluydu.<br />
-Abi çöp mü bunlar?<br />
-Al götür. Satarsın kâğıt parasına.<br />
Başladım hevesle kutuları eşelemeye. Bir sürü kitap ve içi yazılar dolu defterler vardı. Kapıcı sürekli kutu taşıyordu dışarıya. Dayanamadım sordum:<br />
-Abi niye atıyorlar bu kadar kitabı?<br />
-Öldü sahibi. Alacak kimse yok. Yeni kiracı evi boş istiyor.<br />
Bütün gün oracıkta oturdum kitapları okudum. Bir yandan da bunları nereye, nasıl saklasam diye düşünüyordum. Hava iyice kararmaya başladığında sıkıca sarıp sarmaladığım kitapları mahallenin kahvesine bıraktım ve eve gittim. Ama bütün gün çalışmadığım için arabam bomboştu. Eve geldiğimde el arabasının boş olduğunu gören Fikret baba çok sinirlendi. Bütün gün it gibi dolaşıp çalışmadığımı söyleyip dayak yemekten başka ne işe yararsın diyerek belinden kemerini çıkardı. Kömür önüme geçip beni korumaya çalışırken ikimizde o gece çok kötü dayak yedik.<br />
Gece ortalık sessizleşip herkes uykuya dalınca Kömürle beraber süzülerek o evden kaçtık. Mahalle kahvesine uğrayıp kitapların olduğu paketi yüklendim sırtıma ve gidebildiğim kadar uzağa yürüdüm kader arkadaşımla. Karnımızı doyurabilmek için kitapların bir kısmını satmak zorunda kaldım ama defterleri canım gibi korudum. İki gün sokaklarda başıboş dolaştıktan sonra öğlen saatlerinde cami önünde oturup dinlenmeye karar verdim. Hem simidimi yiyiyor hem de defterlere bakıyordum. Bir adamın hayatını anlatıyordu bu defterler. Karışık bir sırada okuyor olsam da anlamıştım bunları ölen adamın yazdığını.<br />
-Ne okuyorsun bakim evladım?<br />
-Efendim?<br />
-Böyle yol kenarında oturmuş ne okuyorsun dedim.  Adam da yanıma çöküverdi. Öylesine yumuşak bir ses tonu vardı ki konuşurken kuşlar cıvıldıyor gibi geldi bir an. Anlattım ona başımdan geçenleri.<br />
-Benim adım Lütfü. Eğer işe ihtiyacın varsa evlat benim evin bahçesi yabani ot dolu gel onları temizle. Sana hem yemek hem de yatacak yer veririm dedi.<br />
Hemen kabul ettim ve Kömürle beraber Lütfü amcanın peşi sıra yola çıktık.<br />
İki günlük ot toplama işi haftalarca sürdü. Her fırsatta yanıma gelip yeni kitaplar getiriyordu okumam için. Sanki orada kalmamız için bahaneler uyduruyor, sağlam olan şeyleri tamir etmemi isteyerek yemek saatlerinde ona eşlik edip okuduklarımızı paylaşmamızı öneriyordu.<br />
Kış ayları başladığında beni dışarıdan bitirebilmem için lise sınavları hazırladı ve onun sayesinde liseyi bitirdim. Ona olan minnettarlığım o kadar fazlaydı ki ne yaparsam yapayım karşılığını ödemeye yetmeyecek gibi geliyordu. Ayakkabıları boyayıp, yemeğini hazırlamak benim için adeta mutluluk kaynağı idi. O değil miydi ki bana “oğlum” diye seslenen, kölesi olsam hakkını ödeyemezdim.<br />
Yıllar yılları kovaladı ve biz o evde baba-oğul misali sevgi içinde yaşadık. Bulduğum defterlerin içindeki yazıları “meçhulün anıları” adıyla bastırdık ve oldukça ses getiren bir eser oldu. Kazandığımız para sayesinde beni üniversiteye yollayan Lütfü amca beni her sabah okula uğurladı ve gece geç saatlere kadar ders çalışırken yanımda oturdu.<br />
Bugün kendi hayatına sahip çıkan başarılı bir iş adamı olmuş isem bunda Lütfü amcamın hakkı büyüktür. Hayatın hangi evresinde, nasıl bir insanla karşılaşacağımızı bilemeyiz ama önemli olan karşımıza iyi biri çıktığın da onun kıymetini bilmektir.<br />
Lütfü amca’nın anısına…</p>
<p>A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/oyku/22.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEDİYE</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/mizah/hediye.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/mizah/hediye.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 18:37:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[MİZAH]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[haberler]]></category>
		<category><![CDATA[rüşvet]]></category>
		<category><![CDATA[yabancıdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[
AYŞE: Bak&#8230; Bu bebeği dün  annem aldı.
MİNE:Bakim&#8230; Elbisesi güzelmiş. Annem de benim bebeğime elbise dikti dün. Sahi, neredeydin sen dün? Çeşme başına oynamaya gittik. Çok seslendim sana, kimse açmadı kapıyı.
AYŞE: Bebek aldık işte. Annem de kendine aldı.
MİNE: Ne aldı?
AYŞE: Bebeeek…
MİNE: Onlar almaz ki. Yapar kızım. Ablam söyledi. Odaya girip yapıyor onlar.
AYŞE: Yapmışlar işte&#8230; Dün o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/bebek.jpeg"><img class="alignright size-full wp-image-47" title="bebek" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/bebek.jpeg" alt="" width="137" height="138" /></a></p>
<p>AYŞE: Bak&#8230; Bu bebeği dün  annem aldı.<br />
MİNE:Bakim&#8230; Elbisesi güzelmiş. Annem de benim bebeğime elbise dikti dün. Sahi, neredeydin sen dün? Çeşme başına oynamaya gittik. Çok seslendim sana, kimse açmadı kapıyı.<br />
AYŞE: Bebek aldık işte. Annem de kendine aldı.<br />
MİNE: Ne aldı?<br />
AYŞE: Bebeeek…<br />
MİNE: Onlar almaz ki. Yapar kızım. Ablam söyledi. Odaya girip yapıyor onlar.<br />
AYŞE: Yapmışlar işte&#8230; Dün o da geldi. Koca kafalı bir şey.<br />
MİNE: İhihihihi&#8230; Adı ne?<br />
AYŞE:Kimin?<br />
MİNE: Annenin bebeğinin?<br />
AYŞE: Osman&#8230;<br />
MİNE: Sen bebeğine ne isim koydun?<br />
AYŞE: <strong>Rüşvet</strong>&#8230;</p>
<p>A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/mizah/hediye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAKLI SOKAK</title>
		<link>http://www.yabancidanhaberler.com/oyku/sakli-sokak.html</link>
		<comments>http://www.yabancidanhaberler.com/oyku/sakli-sokak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 18:32:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysun1970</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[aysun kırımlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[haberler]]></category>
		<category><![CDATA[uzak diyar]]></category>
		<category><![CDATA[yabancıdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yabancidanhaberler.com/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[
Pencereden baktığım vakit her iki tarafa uzanan dar sokağı görüyorum. Yol boyunca dizilmiş arabalardan belli ki çoğu evde misafir var. Doğru ya! Bugün bayram. Peki, ama nerede bu sokağın çocukları? Hadi vazgeçtim onlardan, sokakta kedilerden başka canlı görünmüyor. Bomboş… Ruhum sıkılıyor. Üzerime montumu giyip, sırt çantamı kaptığım gibi kapının önünde alıyorum soluğu.
Benim sokağım… Hiç de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/sookak.jpeg"><img class="alignright size-full wp-image-58" title="sookak" src="http://www.yabancidanhaberler.com/wp-content/uploads/2010/03/sookak.jpeg" alt="" width="94" height="141" /></a></p>
<p>Pencereden baktığım vakit her iki tarafa uzanan dar sokağı görüyorum. Yol boyunca dizilmiş arabalardan belli ki çoğu evde misafir var. Doğru ya! Bugün bayram. Peki, ama nerede bu sokağın çocukları? Hadi vazgeçtim onlardan, sokakta kedilerden başka canlı görünmüyor. Bomboş… Ruhum sıkılıyor. Üzerime montumu giyip, sırt çantamı kaptığım gibi kapının önünde alıyorum soluğu.<br />
Benim sokağım… Hiç de buraya aitmiş gibi hissetmiyorum kendimi. Oysa ömrümün yarıya yakını bu sokakta geçti.<br />
Ellerim montumun cebinde yavaş yavaş yürüyorum sokağın bir ucuna doğru. İşte sarı tombul kedi salına salına geliyor karşıdan. Çantamdaki poşetten bir avuç kedi maması alıp kaldırımın kenarına bırakırken hafifçe sürünüyor bacağıma minnetle.  Eminim bu sokakta yaşayan bütün insanları tanıyordur. Kimin ona her gün yemek verdiğini ya da şişman bıyıklı adamın kedileri sevmediğini, hangi çocuğun ona taş atıp kovalayacağını, kimin sevmek için elini uzattığını… Şu kedi bile benden daha çok ilgili yaşadığı sokakla.</p>
<p><span id="more-18"></span><br />
Başka şehirden gelmiş bir yabancı gibi yürüyorum amaçsızca. Karşıma köhne bir çay bahçesi geliyor. İçeri girip bir çay söylüyorum garson olduğunu sandığım kılıksız adama. Ait olmak düşüncesini kafamda sorgularken fark ediyorum ki ne bu sokağa ne de bu mahalleye aidim ben. Düşünürken bile kendimi cenderede gibi hissediyorum. İstediğim an çantamı alıp gidememe korkusu sarıyor bütün hücrelerimi. Acı biri gülümseme oluşuyor yüzümde. Yarattığım bu gerçek olmayan korku, kendime olan acıma duygumu bir kat daha çoğaltıyor. Asla gidemeyeceğimi bildiğim halde bir gün gidebilecek olma ihtimaline sarılıp kendimi avuttuğumu fark ediyorum.<br />
Her sabah “bu şehre ait değilim” düşüncesiyle gözlerimi yeni güne açsam da henüz ait olduğum yeri bulabilmiş değilim. Yaşarken mutlu olacağım, sokağa çıktığımda “merhaba” diyebileceğim dostların olacağı, sadece kendi istediklerimi yaparak yaşayabileceğim bir yer var. Bunu taaaa içimde, en derinlerimde hissediyorum. Henüz gidememiş olmam, oraya ait olmadığım anlamına gelmez. Hayallerimde dolaştığım çok güzel bir sokağım var benim.<br />
Evimin bahçesinin duvarı Yeşil Değirmen sokağının hemen bitişiğinde. Sokaktan geçenler bahçemdeki ortancalardan alamıyor gözlerini. Mavi olanlarla beyaz olanları bilerek belli bir düzen içinde yerleştirdim. Görseniz, açık bir havada masmavi gökyüzünde süzülen pamuk gibi bulutları andırıyorlar… Her gün güneşin çekildiği saatlerde azar azar su veriyorum her birine. Çiçeklerimi sularken, bir yandan da gözlüğümün üstünden kaldırımda sek sek oynayan çocuklara bakıyorum. Cıvıl cıvıl sesleri, neşeli kahkahaları sokağı çınlatıyor.<br />
Sokağın köşesinde çok eski zamanlardan kalma bir çeşme var. Bakmayın eski dediğime hala su akıyor musluğundan. Dağlardan eriyip gelen kar suyu hem de. Yaz sıcağında bile buz gibi, serinletici. Çeşmenin karşısında küçük bir mahalle bakkalı, hemen yanında ise manav ve kasap. Manavın önünde küçük bir sehpa, gene tavlaya oturmuş bizimkiler. Kasabın önünde kıvrılmış yatan miskin kedi uyumakla uyumamak arasında gidip geliyor. Gözleri kapalı ama kulakları sürekli ileri geri hareket ediyor. Çiçeklerimi sulama işi bitince kahvemi yanıma alıp keyifle oturuyorum bahçedeki sallanan koltuğuma. Meltem esintisi yüzümü hafifçe yalarken başımı hafifçe arkaya doğru yaslayıp sokağımı dinliyorum.<br />
Kafamın içinde sabit ama gittikçe yükselen tonda bir ses… Beynim bu sesi duyduğunu inkâr ediyor. Bedenimde istem dışı bir sarsıntı başlayınca isteksizce gözlerimi aralıyorum.<br />
-    Uyansana hemşerim. Yolgeçen mi Palas mı sandın sen burayı? Çay içmeyeceksen git evinde uyu bey amca.<br />
Masada duran donuk renkli üç bardak çaya bakıyorum boş boş.<br />
-    Uyanık olsan şimdiye üç bardak çay içmiş olurdun diyor çaycı pişkin pişkin.<br />
Cebimden on lira çıkartıp masaya bırakıyorum ve suçluluk duygusuyla üstü kalsın diyerek kalkıyorum. Hayallerimi koynuma sokup küskün küskün yürüyorum geldiğim yöne doğru.<br />
Eve girip ayakkabılarımı çıkartırken içerden annemin sesi geliyor.<br />
-Ayhaaan… Ayhan? Sen misin oğlum?<br />
-Benim anne, benim. Sanki kapımızı çalan başka biri varmış gibi diye düşünmeden edemiyorum.<br />
-Keşke televizyonu açsaydın giderken oğlum, çok sıkıldım sen yokken.<br />
-Ben de çok sıkıldım anne, ben de. Ne dersin gidelim mi buralardan?<br />
Büyük bir hevesle anneme hayalimdeki sokağı, o sokaktaki evimizi anlatmaya başlıyorum. Açık havanın ikimize de ne kadar iyi geleceğini, bu eve tıkılıp kaldığımız için kaçırdığımız hayatın güzelliklerini saymaya başlıyorum heyecanla. Bir süre sonra annemin sessizliğini fark edip ona doğru bakıyorum. Uyuyakalmış melek yüzlüm… Sessizce üzerini örtüyorum usul adımlarla odadan çıkıp mutfağa doğru yürüyorum. Kahve yapmak için ocağa su koyarken yüzümde bir gülümseme oluşuyor. Fincanı alıp pencerenin önündeki koltuğuma oturuyorum. Elim okuduğum kitaba doğru uzanırken, gözlerim kitabın adına takılıyor. “<strong>Uzak Diyar</strong>”. Bir an için gözlerimden hüzün bulutu geçiyor. “O kadar da uzak değil canım” diyorum kendimi avuturcasına. Hüzün bulutu sandığım şey meğer göz pınarlarıma dolan yaşlarmış, mendilime uzanıyorum yanağıma düşen damlayı siliyorum usulca. Üçüncü damladan sonra yetişemiyorum hızına, mendili bırakıyorum. Kitabın yapraklarına düşen gözyaşlarıma bakıp sessizce ağlıyorum akıp giden hayatıma.<br />
Hani erkekler ağlamazdı anne?</p>
<p>A.Kgil</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yabancidanhaberler.com/oyku/sakli-sokak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

