DÖNME

Sevgisizlik bir bir içine işlese de,
Bensizlik yüreğine tak etse de,
Tutmadığın sözler geceleri rahatsız etse de,
Sakın af dilemek için bana dönme.

Kabul ederim diye yüzsüzlük etme,
Söylediğin acı sözleri hiçbir zaman reddetme,
İçin sıkışıp ölümü hissetsen bile,
Sakın af dilemek için bana dönme.

Yıllar geçip arzuların devam etse bile,
O da beni özlemiştir diye düşünsen bile,
Kalbimi dağlayıp gittiğini unutsan bile,
Sakın af dilemek için geri dönme.

Gün gelip de evlenip, çoluk çocuğa karışırsan,
Düşünme sakın o da mutlu mu diye,
Hiçbir zaman unutma verdiğin acıları,
Hala beklerim diye sakın bana dönme.

11/11/1991

A.Kgil

NOT: Sevgili dostlar eski notlarımı karıştırırken 20 yıl önce yazılmış sararmış bir kağıtta bekleyen şiirimi buldum, sizlerle paylaşmak istedim. Üzerinde en ufak bir oynama yapmadan bulduğum şekliyle yayınlıyorum, imla ve anlam hataları hoş görüle…

HUZUR

Sonunu görmediğim bir yolda tek başıma yürüyorum. Yol boyunca dizilmiş ağaçlar patikanın ortasına doğru eğilmiş, yolu kapatmışlar. Her adımımla birlikte bir çift ağaç yukarı doğru kalkıyor.  Yeşil yapraklı dalların arasından süzülen güneş ışıkları ileride saklanan aydınlığın habercisi.
Benzer karanlık yollardan birçok kez yürüdüm. Ama bu yolda yürürken daha önce hissetmediğim bir duygu var içimde. Hoş bir melodi tutturmuş kuş sesleri, adımlarımı belli bir ritimle takip ediyor.
Çatallanan yolda birisi bekliyor. Yol ayrımına geldiğimde göz göze geliyoruz, gülümsüyor ve sessizce elini uzatıp bekliyor.
Hiç konuşmuyor ama elimi sımsıkı tutuyor. Adımlarımız yavaş. Konuşa konuşa yürüyen iki sevgili gibiyiz uzaktan bakıldığında.
Ardı ardına açılan yeşil yapraklı dalların sonunda önümüzde masmavi bir deniz beliriyor. Kumsala ulaşıp ayaklarımız sıcak kumlarla birleştiği vakit yol göstericim elimi sıkarak yüzüme bakıyor. Yüzünde beliren ifade; mutluluk. Gülümsüyorum. Ve gökyüzünden pembe bir güvercin geçiyor…

A.Kgil

LÜTFÜ AMCA VE BEN

Ben dokuz yaşımdayken ederim 10 lira idi. Nerden mi biliyorum? Babam beni 10 liraya sattı. Ondört kardeşin sondan üçüncüsüydüm ben. Parasızlık tak edince babamın canına, anamın gözyaşları arasında bir inşaat çavuşuna verildim güzel hayallerle. Ama o da büyük şehirde çingenelere sattı beni. İri yapılı bir çocuktum. 10 yaşıma girdiğimde 14 gibi görünüyordum. Dilenci yapacaklardı beni ama çok iri olduğum için kâğıt toplama işine verdiler. Uzun süre hangi şehirde olduğumu bilmeden çöpleri dolaştım, kâğıt topladım.

Read the rest of this entry »

HEDİYE

AYŞE: Bak… Bu bebeği dün  annem aldı.
MİNE:Bakim… Elbisesi güzelmiş. Annem de benim bebeğime elbise dikti dün. Sahi, neredeydin sen dün? Çeşme başına oynamaya gittik. Çok seslendim sana, kimse açmadı kapıyı.
AYŞE: Bebek aldık işte. Annem de kendine aldı.
MİNE: Ne aldı?
AYŞE: Bebeeek…
MİNE: Onlar almaz ki. Yapar kızım. Ablam söyledi. Odaya girip yapıyor onlar.
AYŞE: Yapmışlar işte… Dün o da geldi. Koca kafalı bir şey.
MİNE: İhihihihi… Adı ne?
AYŞE:Kimin?
MİNE: Annenin bebeğinin?
AYŞE: Osman…
MİNE: Sen bebeğine ne isim koydun?
AYŞE: Rüşvet

A.Kgil

SAKLI SOKAK

Pencereden baktığım vakit her iki tarafa uzanan dar sokağı görüyorum. Yol boyunca dizilmiş arabalardan belli ki çoğu evde misafir var. Doğru ya! Bugün bayram. Peki, ama nerede bu sokağın çocukları? Hadi vazgeçtim onlardan, sokakta kedilerden başka canlı görünmüyor. Bomboş… Ruhum sıkılıyor. Üzerime montumu giyip, sırt çantamı kaptığım gibi kapının önünde alıyorum soluğu.
Benim sokağım… Hiç de buraya aitmiş gibi hissetmiyorum kendimi. Oysa ömrümün yarıya yakını bu sokakta geçti.
Ellerim montumun cebinde yavaş yavaş yürüyorum sokağın bir ucuna doğru. İşte sarı tombul kedi salına salına geliyor karşıdan. Çantamdaki poşetten bir avuç kedi maması alıp kaldırımın kenarına bırakırken hafifçe sürünüyor bacağıma minnetle.  Eminim bu sokakta yaşayan bütün insanları tanıyordur. Kimin ona her gün yemek verdiğini ya da şişman bıyıklı adamın kedileri sevmediğini, hangi çocuğun ona taş atıp kovalayacağını, kimin sevmek için elini uzattığını… Şu kedi bile benden daha çok ilgili yaşadığı sokakla.

Read the rest of this entry »