KADIN PARADOKSU

Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünceye paradoks denir. Türk Dil Kurumu böyle tarif etmiş paradoksu. Bu tarifi okuyan birçok kişinin aklına matematikle ilgili problemler gelebilir ama benim aklıma bugün sadece tek bir şey geldi bu tanımı okuduğumda. İki gün önce bir dostumla yaptığım konuşmanın bu şekilde düşünmeme sebep olduğunu biliyorum ama doğruluk yapıyı da küçümsenemeyecek boyutta.
Çok sevdiğim dostum K, geçen gün bana bir bayan arkadaşı ile yaşadığı sorunlardan bahsetti. Anlattıkları, verdiği örnekler onun için tam bir karmaşaydı. Sürekli kadının söyledikleri ile yaptıklarının örtüşmemesinden şikâyet ediyordu. Önce içimden güldüm sonra dayanamadım yüksek sesle güldüm.

Read the rest of this entry »

ÇALINAN HAYATLAR

Kadınlar her ne kadar erkeklerle eşit olduklarını iddia etseler de, feminist gruplar kurup sosyal haklarının peşlerinden koşsalar da, hayat bazen insanı öyle bir noktaya getirir ki sırf kadın olduğunuz için fedakârlık yapmanız gerekir. Bu bazen dile gelen bir istek olabilir, bazen de kimse sizden bir şey istememiş dahi olsa içgüdüsel olarak geri plana çekilir fedakârlık yapmış olursunuz. Ve ne acıdır ki bu fedakârlığı yaparken farkına bile varmazsınız. Yaşadığınız hayat dönem dönem karmaşaya dönüşebilir. Her karışıklıktan bir çıkış yolu mutlaka vardır. Ama bütün sorun o karmaşaya düştüğünüz de yalnız bir kadın mısınız yoksa yanınızda bir erkek mi var olduğudur.

Read the rest of this entry »

HERGELE

Bu adam beni deli ediyor. Albert Camus. Onun yazdıklarını çok geç keşfettim. Aslında bir keşif değil elbette. Adamın yazdıklarını tüm dünya biliyor neredeyse. Ben ise kırk yaşımda tanıştım onunla. “Yalnız insan, mutsuz insandır” diye bir laf etmiş. Yalnız biri olarak çok kızdım ona. Hatta küstüm. Ceza verdim üç ay yüzüne bakmadım. Aylar sonra Yabancı adlı romanını okudum. Yarattığı karakter büyük ihtimalle kendisine çok yakın. Ama bir o kadar da bana yakın. Vurdumduymazlığı, umursamazlığı, kendini anlatmaya çalışmak yerine kim neye inanmak istiyorsa ona inansın tavrı, ona olan kızgınlığımı hayranlığa döndürdü.

Defterler serisini okumaya başladıktan sonra, eğer bu hergeleyi tanıma imkânım olsaydı çok severdim diye düşünmeye başladım. Ama olsun; tanımamış olsam da bu adamı çok sevdim. Sevmekten öte kendime çok yakın hissettim. Şimdi onun diğer romanlarını, denemelerini okumaya başladım. Onun dünyasına girip hayata nasıl bakmış anlamak istiyorum.

Eğer bir gün başarabilirsem, ortaya bir kitap çıkarabilirsem, bu adamın benim üstümdeki etkisi büyük olacak buna inanıyorum.

Bu yazıdan sonra artık herkes anlamıştır herhalde bu bloğun adının neden “yabancıdan haberler” olduğunu. Bu adamdan etkilendiğimi inkâr edemem hatta bunu inkâr etmek şöyle dursun bunu söylemekten gurur duyarım. Böylesine bir ustayı örnek almak, onun gibi düşünebilmek onun gibi yazabilmek hatta bir gün onun gibi Nobel ödülünü alabilmek muazzam bir şey olur sanırım. Gerçi ben ermeni soykırımına inanmıyorum bu yüzden Nobel ödülü alamam sanırım ama olsun insanlar hayal kurdukça yaşarmış öyle değil mi dostlar?

A.Kgil.

İLK YAZI

Bu ilk yazı, o sebeple bir miktar heyecanlıyım. Ama en fazla üç satır sonra geçeceğine eminim çünkü yazı yazdığım zamanlar kendimi en rahat hissettiğim anlardır. Kaldı ki şu an ben ev sahibi konumundayım sizler de benim misafirimsiniz. Henüz burada yeni olduğum için bu yazı yayınlandıktan sonra bir süre burada okuyucu bekleyecek. Ama bir zaman sonra umut ediyorum ki kendime ait bir okuyucu kitlem olacak. Gönül isterdi ki bu yazıları okurken sizlere gerçek bir ev sahibi gibi çay ya da kahve ikram edebileyim ama maalesef bu mümkün değil. O yüzden sizlerden bir arzum olacak. Benim yazılarımı okumaya başlarken yanınıza bir fincan kahve ya da bir bardak çay almanız ve yazılarımı okurken içeceklerinizi yudumlamanız.

Read the rest of this entry »

   Newer→